Sosyal Bilgiler

KAMU PERSONELİ SEÇME SINAVI (KPSS) => Eğitim Bilimleri Ders Notu => Topic started by: Sosyal Bilgiler1 on Ağustos 19, 2008, 12:08:38 ÖÖ

Title: Kpss rehbelik ayrıntılı ders notu
Post by: Sosyal Bilgiler1 on Ağustos 19, 2008, 12:08:38 ÖÖ
REHBERLİK NEDİR


REHBER NEDİR?  REHBERLİK NEDİR?

            Günlük dilde rehber, kılavuz, yol gösterici, başka kişilerin amaçlarına en kısa yoldan, sağlıklı bir biçimde ulaşmaları için yol gösteren, gidilecek yeri, yerin özelliklerini  ve yolları, güzergahları ve özelliklerini bilen, gidilecek yer ve yolları hakkında geniş ve doğru bilgilere sahip olan, kendisine gereksinmesi olanlara açıklamalarda ve tanıtımlarda bulunan, yol gösterme, açıklama ve tanıtma yöntem ve tekniklerini iyi bilen kişiye denir. Rehberler, çalışma alanlarında uzman kişilerdir.
   Bu genel tanımına bakarak rehberin işlevinin, gereksinmesi olan kişilere yardım etmek olduğu açıkça ortadadır. Öyleyse rehberi, “kendisine gereksinmesi olan kişilere yardım eden kişidir.” diye kısaca tanımlayabiliriz. Rehberin tanımı bu biçimde kabul edildiğinde rehberlik de “gereksinmesi olan kişilere kılavuzluk etme, yol gösterme, onların amaçlarına, hedeflerine sağlıklı olarak ulaşabilmeleri için yardım etme işi” olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla, “Rehberin işi, gereksinmesi olanlara rehberlik etmektir.” yargısı ortaya çıkar.
   Örnek olarak bir turizm rehberini ele alalım. Turizm rehberi, rehberlik yaptığı bölgedeki turistik denilebilecek her yeri, gidilecek yolları ve nasıl gidileceğini tüm özellikleriyle bilir. Ancak yalnızca gidilecek yerin ve yollarının özelliklerini bildiği gibi o yerin özelliklerine göre, o yere gidebilecek insanların ne olması gerektiğini de bilir, bilmelidir.
   Van kentimize kadınlı erkekli, genç, yaşlı ve çocuklardan oluşan 30 kişilik bir turist grubu geldiğini ve Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak istediklerini varsayalım. Grubun amacı nedir? Tatillerini iyi biçimde değerlendirmek, yeni yöreler tanımak. Hedefi nedir? Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkmak. Tanımadıkları bu yörede, amaçlarını gerçekleştirmek ve hedeflerine ulaşmak için ne yapmaları gerekiyor? Tabii ki kendilerine, yöreyi, yolları, güzergahları, konaklama yerlerini, yollardaki olumsuzlukları, tehlikeleri çok iyi bilen bir rehber gerekiyor. Bir turizm bürosuna giderek rehberi buluyorlar. Rehber, turist grubuna gidilecek yolların ve zirvenin özelliklerini, yolculuk süresince oluşabilecek olumsuzlukları, tehlikeleri, alınacak önlemleri, çıkışın kaç gün süreceğini, nasıl inileceğini, ne gibi araç ve gereçlere gereksinmeleri olduğunu, belli bir yere kadar minibüsle daha sonrada yaya olarak yola devam edileceğini açıklıyor. Fakat, gruba baktığında 70 yaşlarında ihtiyarların ve 8-10 yaşlarında birkaç çocuğun bulunduğunu görünce, yaşlıların ve çocukların bu yolculuğa dayanamayacaklarını, bu nedenle gelmemeleri gerektiğini söylüyor. Ayrıca grup içerisinde kalp,akciğer, astım vb hastaların bulunup bulunmadığını soruyor. Varsa onların da gelmemelerini istiyor ve sorumluluk alamayacağını söylüyor. Hatta, işi daha da ileri götürerek, sorumluluk almamak için, hastalarından “bu yolculuğa, tırmanışa uygundur” diye birer doktor raporu istiyor. Böylece rehberlik edeceği kimseleri tanıma yoluna gidiyor, onları riske sokmaktan çekiniyor. Sağlık testinden geçen turistlerden uygun görülen 18 kişi ile tırmanışa çıkılacağı belli oluyor. Ve yolculuk için gereken yiyecek, su, ilaç, harita, pusula, diğer araç gereçler hazırlanıyor ve belirlenen en uygun zamanda yolculuğa çıkılıyor.
   Bu örnekte rehberin yaptığı iş nedir? 18 kişilik bir turist grubuna dağa tırmanmak, amaçlarını gerçekleştirmeleri, hedeflerine ulaşabilmeleri için işi yolu yordamı bilen bir kişi olarak yardım etmektir.
   Şimdi de şöyle düşünelim: Söz konusu turist grubu, rehbere, yardıma gereksinmeleri olmadığın, ellerinde harita olduğunu, haritadan yararlanarak dağın zirvesine ulaşabileceklerini söylüyorlar. Kimseye zorla rehberlik yapılmaz. Yardım gereksinmesi olana ve yardım isteyene, yardımı kabul edene yapılır. Ve, 30 kişilik turist grubu, rehber almadan kendi doğru bildiklerine, sandıklarına göre, kendi akıllarına göre çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek zirveye doğru yolculuğa başlıyorlar. Fakat yolların özelliklerini, güzergahları bilmedikleri için yanlış patikalara sapıyorlar, orman içlerinde nereye gittiklerini bilemeden günlerce yürüyorlar. Bu arada, çocuklar ve yaşlılar, bu yolculuğa dayanamıyor, mızmızlanmaya başlıyorlar, grup liderine bağırıp çağırıyorlar, biri kalp hastası, diğeri astım olan iki turist krizler geçiriyor ve bu durumda ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Çok kötü durumdalar. Herkes birbirini eleştirmeye başlıyor, yaşlıları ve çocukları, hastaları yanlarına aldıklarından, ve daha çok da bir rehber almadıklarından dolayı çok pişman oluyorlar, dönüşe karar veriyorlar. Hastaların kurtarılması için, önden iki kişiyi en yakın yerleşim birimine doktor bulmaya gönderiyorlar. Kısacası, gezileri zehir oluyor; amaçlarını gerçekleştiremiyor, hedeflerine  ulaşamıyorlar.
    Soru : Turist grubu neden bu duruma düştü?
   Yanıt : Çevreyi, yolları, yolların özelliklerini bilmedikleri, tanımadıkları için. Yalnızca bu kadar mı? Kendilerine ellerindeki haritaya ve eski bildiklerine güvendikleri için. 
   Soru : Neden pişman oldular?
   Yanıt: Tanımadıkları, bilmedikleri bir yerde, konuda, kendi kafalarına göre takıldıkları, rehber almadıkları, bilen birilerine danışmadıkları için.
   Atasözü ne diyor? “Danışan dağlar aşmış, danışmayan şaşmış, kalmış.”
   Bu öykücükten (anekdottan) rehberin, rehberliğin ve danışmanın, bilgilenmenin amaçlara ulaşmada ne denli önemli olduğunu anlamış oluyoruz.
   
REHBERLİĞİN ORTAYA ÇIKMASINI GEREKTİREN GELİŞMELER

   Rehberlik hizmetlerinin ortaya çıkmasına yol açan toplumsal, düşünsel ve bilimsel gelişmeler şöyle sıralanabilir:
   1. Meslek seçiminin zorlaşması : Teknolojik gelişme ile birlikte ortaya çıkan endüstrileşme ve kentleşme olgusu, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini ortaya çıkaran koşulların başında gelmektedir. Gelişen endüstrileşme, meslek çeşidini hızla artırmış ve uzmanlaşma gerektiren mesleklerin doğmasına neden olmuştur. Bu da meslek seçme durumunda olan bir gencin karşısında seçeneklerin  artmasına yol açmıştır. Ve kişinin meslekleri algılayabilmesi ve kendisine uygun olanı seçebilmesi için onları yakından tanıması gereklidir. Bu nedenle 20. yüzyılın başlarında gençlere meslek olanaklarını tanıtmak üzere, sistemli hizmet verecek rehberlik örgütleri kurulmaya başlanmıştır. İlk meslek bürosunun kurulduğu yıl (1908 Amerika-Boston), meslek rehberliğinin başlangıcı ve meslek bürosunun kurucusu Frank Parsons da rehberliğin babası sayılmaktadır.
   2. Bireysel farkların eğitimde dikkate alınması zorunluluğu: Teknolojinin gelişmesi ve demokrasi ideallerinin benimsenmesi sonucunda temel eğitimin zorunlu hale getirilmesi ve yaygınlaştırılması, toplumun çok değişik kesimlerinden gelen ve yetenek, ilgi, değer ve eğitim gereksinmesi birbirinden farklı bireylerin aynı sınıflarda toplanmalarına yol açmıştır. Vaktiyle ortalama öğrencilere göre hazırlanmış olan öğretim programları, öğrencilerin çeşitlenmesiyle oluşan heterojen gruplarda yetersiz kalmış; programlar değişik gereksinmelere göre çeşitlendirilirken, öğrencileri de yeteneklerine, ilgilerine göre gruplama gereği ortaya çıkmıştır. Farklı öğretim programlarına, uygun öğrencilerin yerleştirilmesi için psikolojik incelemelerin yapılmasını ve öğrencilerin niteliklerine göre uygun programlara kendiliklerinden yönelmesini sağlamak üzere rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerine gerek görülmüştür.
   3. İlerici eğitim anlayışının benimsenmesi: Yirminci yüzyıla değin egemen olan klasik eğitim anlayışı, öğretimde başkalarının deneyimlerinin aktarılmasına ve zihin disiplinine önem vermekteydi. Bireysel farkları dikkate almayan böyle bir anlayış, öğrencinin akademik (bilgisel) başarısını en önemli ölçüt olarak almakta, derslerinde başarısız olan öğrenciyi, hemen her alanda başarısız saymaktaydı.
   Oysa, bu eğitim anlayışına bir tepki olarak ortaya çıkan İlerici Eğitim anlayışı, öğrenciyi eğitim ve öğretimin odak noktası yaparak onu duygu, düşünce ve değerleri ile bir bütün olarak görmektedir. Öğretmen, öğrencisinin her türlü gelişim sorunu ile ilgilenme ve öğretim etkinliklerini onun ilgi ve gereksinmelerine uyarlama sorumluluğunu duymaktadır. İlerici eğitim anlayışının uygulandığı okullarda öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin tanınması için rehberlik hizmetlerine gereksinme olduğu açıktır.
   4. Demokrat toplumlarda bireylere tanınan seçme özgürlüğü: Çağdaş toplumların benimsediği demokratik yaşama biçimi de rehberliği gerekli kılan koşulların başında gelmektedir. Demokratik toplumlarda hiç olmazsa ilke olarak, her bireye eğitim görme ve toplumdaki meslek ya da toplumsal sınıf hiyerarşisinin en üst basamaklarına yükselme hakkı tanınmıştır. Ancak bireylerin eğitim olanaklarından yararlanabilmeleri, sahip oldukları ekonomik olanaklar ve içinde yaşadıkları çevrenin kültürel değerleri, yani eğitime verilen önem ile sınırlıdır. Ekonomik ve kültürel olanakların kısır olduğu çevrelerde, ancak üstün yetenekli bireyler, engelleri aşarak toplumun üst düzeylerinde kendilerine bir yer kapabilmektedirler. Yani demokratik toplumlarda bir kimse çok çalışarak ve var olan olanakları kullanarak yeteneklerini geliştirebilir ve toplumsal konumunu ilerletebilir. Bireylerin seçme özgürlükleri arttıkça, karar verme durumunda sorumlulukları da artmaktadır. Doğru karar verme sorumluluğu ile karşılaşan bir kimse, seçenekleri daha yakından tanımak istemekte ve profesyonel bir yardıma gereksinme duymaktadır. İşte bu yardımı da rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri karşılamaktadır.
   5. Demokratik yaşamın karar verme gücüne sahip bireyler gerektirmesi: Gelişen teknoloji, daha çok yetişmiş insan gücü gerektirmekte, demokratik yaşam, daha bilinçli, tercihlerini daha akıllıca yapabilen bireylere gereksinime göstermektedir. Doğru karar verme gücü ailede, okulda ve diğer çevrelerde,  bireyin diğer bireylerle ilişkilerinde karşılaştığı seçme ve karar verme fırsatlarında geçirdiği deneyimlerle gelişmektedir. Rehberlik ve psikolojik danışma, bireye karar verme durumlarında plânlı ve sistemli yardımlar sağlayarak, onun karar verme becerisini geliştirmesine katkıda bulunmaktadır.
   6. Eğitimde bireyin duygusal yönüne verilen önemin giderek artması: İnsan, düşünen ve duygulara sahip olan bir varlıktır. Ancak, eğitimde insanın bilişsel yönüne fazlaca önem verildiği, duyuşsal yönünün ise ihmal edildiği görülmektedir. Öğretmenler, genellikle öğrenciyi yalnızca öğrenen zihinsel bir varlık olarak görmekte, tüm sorunlara akıl ve mantıkla yaklaşmasını beklemektedirler. Bilgi aktarımı her zaman ön plânda olmakta, öğrenme sürecinin gerisindeki etmenler çok kere göz ardı edilmektedir.
   İnsanın bir bütün olarak gelişmesi, duygusal dünyasının da anlaşılmasını ve geliştirilmesini gerekli kılar. Bir kimsede davranış değişikliği olabilmesi için kişinin önce o davranışının gerisindeki duyguyu fark edip yaşaması gerekir. Freud, insanın aklı ile değil, farkında olmadığı bir takım istekleri ile davrandığını ortaya koymuştur. Bugün, davranışların gerisinde bilinçli ya da bilinçdışı duyguların varlığı kabul edilmekte, bunların bastırılmadan, tam olarak yaşanmasının psikolojik sağlık için gerekli olduğu kabul edilmektedir. Duyguların incelenmesi ve yaşanması ise psikolojik danışma hizmetlerinin sağladığı bir yardımdır.
   7. Psikometride gelişmeler: İnsanlar arasında sayılamayacak kadar çok yönden farklar olduğu her zaman ve herkes tarafından bilinen bir gerçek olduğu halde bu özelliklerin bilimsel yollarla ölçülmeye başlanması 19. yüzyılın sonlarına rastlar. Bugünlere değin yapılan psikometrik çalışmalar, oldukça gelişmiş; artık bireysel farklar; kişinin kas gücü, tepki hızı, ağırlıkları ve sesleri ayırt etme gücü, zekâ derecesi, belleği, ilgi, beceri ve yetenekleri, kişilikleri, kesin denilebilecek biçimde ölçülebilir ve değerlendirilebilir duruma gelmiştir. Psikotekniğin “İşe göre adam, adama göre iş” biçiminde formülle nen temel ilkesi, psikometrik ölçümlerin gelişmesi sonucu değerini bulmuştur. Bugün okullarımızda öğrencilerin alan/bölüm, seçmeli ders ve meslek seçimleri konusunda kendi

gerçeğine uygun doğru seçmeler yapması, doğru kararlar vermesi için rehberlik ve psikolojik danışmaya gereksinmeleri olduğu ortadadır.
   8. Akıl sağlığına verilen önemin artması: Gelişmiş demokratik toplumlarda insana verilen değer, onun akıl ve ruh sağlığının korunması için yapılan girişimlerde de kendini göstermiştir. Akıl ve ruh sağlığını tehdit edici olumsuz yaşam koşullarının düzeltilmesi, akıl sağlığı merkezlerinin, çocuk rehberlik kliniklerinin açılması, bu anlayışla yapılan çalışmalara örnek sayılabilir.
   Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, öğrencilerin kişilik gelişimleri için en uygun ortamı yaratmak yolundaki çalışmaları ile akıl ve ruh sağlığının korunmasına ve geliştirilmesine en önemli katkıyı sağlamaktadır. Öte yandan bireylerin akıl ve ruh sağlığını koruma gereğinin anlaşılması, okullarda psikolojik danışma hizmetlerinin gelişmesine olanak sağlamıştır.
   Sonuç olarak;
   sıralanan ve açıklamaları yapılan rehberliği ortaya çıkaran gerekliliklerin, olumlu sonuçlar yaratabilmesi için okuldaki yönetici ve öğretmenlerin, rehberlik ve psikolojik danışma sürecine etkin bir biçimde katılabilecek düzeyde anlayış, bilgi ve beceri kazanmaları gerekmektedir.

REHBERLİK ANLAYIŞINDAKİ GELİŞMELER

   Rehberlik, 20. yüzyılın başlarında ABD’de ortaya çıkmış ve en çok bu ülkede gelişme göstermiştir. Avrupa ülkelerinde bu alanda ileri düzeyde bir gelişme görülmemektedir. Ülkemizde ise, özelikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ABD’den etkilenerek rehberlikten söz edilmeye başlanmıştır.

ABD’DEKİ GELİŞMELER

   ABD’de geleneksel kültürün aktarılmasını amaçlayan eğitim programları, 20. yüzyılın başlarında hızla gelişen endüstrinin beklentilerine karşılık veremez duruma düşünce, çeşitli kuruluşlar, bireyleri bu yeni iş ve meslek yaşamının koşullarına hazırlamaya giriştirler. Bu yöndeki çalışmalar gelişerek birçok rehberlik modellerinin doğmasına yol açtı. Önce meslek rehberliği, sonra eğitsel rehberlik, daha sonra kişisel rehberlik ve psikolojik danışma gelişti.

   ABD’de Geliştirilen Rehberlik Modelleri

   Mesleksel Yardım Süreci Olarak Rehberlik
   1895 yılında George Merrill (Corc Meril), öğrencilere iş dünyasını tanıtmayı ve iş bulmalarına yardımcı olmayı amaçlayan bir çalışma başlatır. Bu çalışmayı, 1898-1907 yılları arasında, Jesse Davis (Ces Deyvis), meslek danışmanlığı biçiminde sürdürür ve 1907’de, Detroit’te okullarda, amacı, öğrencilerin kişilik gelişmelerine yardım etmek ve öğrencilere mesleksel bilgi vermek olan bir rehberlik programı uygulamaya koyar. 1908 yılında ise, Boston’da Frank Parsons, iş arayan niteliksiz göçmenlerin, kısa bir eğitimden geçirilerek endüstri bölgelerinde işe yerleşmelerine yardımcı olmayı amaçlayan bir meslek bürosu kurar. Eğitimci Parsons, bireylerin yeteneklerini, ilgilerini, kişilik özelliklerini ölçerek güçlü ve zayıf yönlerini ortaya çıkarmaya çalışıyor, değişik işlerin gerektirdiği nitelikleri belirli yor ve bu işlerin bireye sağladığı olanakları saptıyor, iş arayanlara bu konuda kitap, kitapçık incelemelerini, iş yerlerini gezmelerini ve çalışanlarla görüşmelerini tavsiye ediyordu. Bu rehberlik, bireyin işe girmeden önce, hangi işe uygun olduğunun yordanması niteliğindeydi. Parsons’un bu yaklaşımı, yalnızca meslek rehberliğine yönelik olduğu için sınırlı bir rehberlik yaklaşımı idi.

   Eğitimle Kaynaştırılmış Bir Süreç Olarak Rehberlik
   Kişiye, bir işe yerleşme yaşına gelince yardım etmenin “gecikmiş bir yardım”  olduğu düşünülerek, bu yardımın okul sıralarında, iş ve meslek yaşamının tanıtılması biçiminde yapılmasının daha uygun olacağı görüşü ağır basarak rehberlikle eğitimin kaynaştırılması yoluna gidildi. Bu çalışmalar sonucu okul programlarına grup rehberliği saatlerinin  konması, rehberliğin gelişmesine ve yayılmasına katkı sağlamıştır.
   
   Klinik Yaklaşım Süreci Olarak Rehberlik
   ABD’de Minnesota Üniversitesi’nde geliştirilen klinik yaklaşımda önce, bireyin ayrıntılı olarak incelenmesi; sonra da istediği kararları vermesine yardım edilmesi gerektiği ileri sürüldü. Bu yaklaşımda, sorunun güçlük derecesinin belirlenmesi, en önemli aşama sayılıyordu. Doğru tanı konduktan sonra, sorunu giderecek önerilerin belirlenmesinin kolaylaşacağı düşünülüyordu.
   Bu model, tanı için test, envanter gibi dışsal teknikleri de kullandığından, birçok ölçme aracının geliştirilmesine yardımcı oldu. Ölçme araçlarının ve kişisel dosya sisteminin geliştirilmesine yol açması, klinik yaklaşımın, rehberlik ve psikolojik danışmaya yaptığı katkılar olarak değerlendirilmektedir.

   Gelişimsel Yaklaşım Olarak Rehberlik
   Rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinde 1950’lere değin egemen olan bireyleri dışsal ölçme araçlarıyla tanıma ve çevre olanakları hakkında bilgilendirme anlayışı, 1950’den sonra kişinin kendini ve çevresini nasıl algıladığının değerlendirilmesi ile yer değiştirdi ve “kişiyi tanıma” amacının yerini de “kişinin kendini tanıması” amacı aldı.
   Bu görüşe göre, rehberlik ve psikolojik danışmadan yararlanan kişi, kendini ve çevresini doğru ve gerçekçi bir biçimde algılama ve gizilgüçlerini geliştirme olanağı elde ederek kendi kişisel değerleriyle toplumun beklentileri arasında bir denge kurabilecektir. Anlaşılacağı üzere gelişimsel yaklaşımda, kişinin kendini yönetebilen, kendisine uygun hedefler seçip, bu hedeflere ulaşmayı başaran bir kişi durumuna gelmesi amaçlanmaktadır

   Karar Vermeye Yardım Süreci Olarak Rehberlik
   Rehberliği, “karar vermeye yardım süreci” olarak algılayanlara göre kişi, karar vermede güçlük çektiği zaman, rehberliğe gereksinme duyacaktır. Bu nedenle kişiye, karar verme teknikleri bir ders gibi öğretilmelidir. Yerinde ve doğru karar verebilmek için, kişinin önce seçenekleri algılayabilmesi; sonra da kendi gereksinmeleri ile seçenekler arasındaki ilişkiyi kurabilmesi gereklidir. Karar vermede, seçmede temel belirleyici, toplumsal olanaklar ve kültürel değerler olduğu için, rehberlikte başta gelen iş, bu olanak ve değerlerin incelenmesidir. Karar verme ve seçme yapmada kişiye yardımı ön plânda tutan bu yaklaşımda, rehberliğin sürekli bir süreç olduğu göz ardı edilmiştir.
   Eğitim Hizmetlerinin Bir Parçası Olarak Rehberlik
   Bir rehberlik modeli olarak ülkemizde de benimsenmiş olan, rehberliği, “eğitim hizmetlerinin bir parçası” olarak kabul eden yaklaşımda amaç, öğrencilerin öğretimden, en üst düzeyde yararlanmalarını sağlayacak koşulları hazırlamaktır.

   Bu anlayışın egemen olduğu bir okulda, öğrencilerin ruh sağlıklarını koruyucu ve geliştirici önlemlere ağırlık verilmektedir. Öğrencilerin yerinde ve doğru kararlar verebilme ve kişisel plânlar yapabilme güçleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Okuldaki tüm görevliler rehberlik hizmetlerinden sorumludur.
   Bu modelde, psikolojik danışma hizmetleri, rehberliğin ayrılmaz bir parçası olarak görülmemektedir. Bu nedenle okulda uzman danışmanların bulunmaması, önemli bir eksiklik sayılmamaktadır. Onun için, rehberlik hizmetlerinde ağırlık, “bilgi verme”ye ve “grup rehberliği”ne kaydırılmıştır. Rehberliğe, öğretim hizmetleri türünden bir etkinlik olarak bakıldığı için, bu hizmetlerin, öğretmen ve yöneticilerce yürütülebileceğine inanılmaktadır.
   Varsa, danışmanların (rehberlik uzmanlarının) görevi, rehberlik politikasının saptanmasında, hizmetlerin plânlanmasında, yürütülmesinde ve eşgüdümün sağlanmasında, öğretmen ve yöneticilere yardımcı olmaktır. Bu kişilerin yapacağı bir diğer hizmet de anne babalara, çocuk gelişimi ve eğitimi konularında danışmanlık yapmaktır.
   Bu görüşün eğitime katkıları:
   1- Rehberlik ilkeleri, öğretim etkinliklerine daha kolay yansıtılabilmektedir. Grup rehberliği, öğretim etkinliklerinin bir parçası durumuna getirilebilmektedir. Başta öğretmenler olmak üzere, okulun tüm görevlileri, rehberlik hizmetlerine etkin olarak katılmaktadır.
   2- Öğrenci formlarını doldurma, öğrencilere ilişkin bilgileri kişisel dosyalara yazma sorumluluğu, öğretmenlerin, öğrencilerini daha yakından tanımalarını sağlamaktadır. Öğretmen, öğrencileriyle ilgili olarak topladığı bilgi ve bulguları, eğitim ve öğretimi etkili kılmada kullanma olanağı elde etmektedir.
   3- Öğretmenler, öğrencilerini uzun süre gözleme fırsatına sahip oldukları için, öğrencilerin güçlüklerini daha kolay görebilmekte ve ortadan kaldırabilmektedirler. Öğrenciler bu uygulamada, güvendikleri öğretmenlerden yardım isteyebilmektedirler.
   4- Çok sayıda rehberlik uzmanına gerek duyurmayan bu yaklaşım, öteki bazı yaklaşımlara göre daha ekonomiktir. Ülkemiz millî eğitiminde bu modelin benimsenmesinin nedenlerinden biri de daha ekonomik oluşudur.
   Bu görüşün sınırlılıkları:
   Eğitime olan yararlarına karşılık, rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden bu yaklaşım, özünde şu sınırlılıkları, olumsuzlukları taşımaktadır:
   1- Öğretmenler, özel bir biçimde yetiştirilmemiş oldukları bir alanda hizmet vermek zorunda bırakılmaktadırlar. Yetişim eksikliğinin de etkisiyle her öğretmen, kendine göre bir rehberlik uygulamasına girişebilmekte; bu ise, rehberlik hizmetlerinin bütününü zedelemektedir.
   2- Öğretmenlerin zamanlarının azlığı ve yetişimlerinin elverişsizliği nedeniyle, başta psikolojik danışma olmak üzere, kimi hizmetler savsaklanmakta ya da üstünkörü yapılmakta, çalışmalar biçimsellikten öte gidememekte, öğretmenlerce bir angarya olarak algılanmaktadır.
   Öğrencilere ilişkin olarak toplanan bilgi ve uygulama sonuçlarının yazımı, öğretmenlerin çok zamanını almaktadır Bu ise, öğretim ve rehberlik hizmetlerinden birinin ya da her ikisinin aksamasına yol açmaktadır. Ayrıca, öğrencilerle ilgili bilgiler çok elden toplandığı için, öğrenci toplu dosyası oluşturmak ve rehberliği bir süreç olarak gerçekleştirmek zorlaşmaktadır.
   3- Rehberlikte birincil görevin öğretmene yüklenmesi, danışmana, öğretmene yardımcı olma görevinin verilmiş olması ve danışmanın hizmet alanının fazla yayılması, uzmanlık düzeyinde hizmet olanağını ortadan kaldırmaktadır.
   
   Bir Psikolojik Yardım Hizmeti Olarak Rehberlik
   Rehberliği, eğitim hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden yaklaşıma karşılık, bu yaklaşım, rehberliği, “psikolojik yardım hizmetlerinin bir parçası” olarak görmektedir. Bu yaklaşıma göre rehberliğin amacı, “bireyin kendini ve çevresini tanımasına, sorunlarının kaynağını görebilmesine, içsel çatışmalarını çözerek, doğru ve yerinde kararlar vermesine yardım etmektir:”  Amacından da anlaşılacağı gibi, bu anlayıştı okul danışmanlarının temel işlevi psikolojik danışmadır.
   Öğrencilerinin çoğunun psikolojik danışmaya gereksinmesi vardır. Dışsal tekniklerle kendine ve çevre olanaklarına ilişkin bilgiler edinmesi, öğrencinin, yerinde ve doğru kararlar vermesine yetmemektedir. Önemli olan kişinin kendisine ve çevresine ilişkin bilgileri nasıl algıladığıdır. Bunun anlaşılması ise, psikolojik danışmayı gerektirmektedir.
   Rehberlik, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmakla birlikte, kendine özgü özellikleri olan bir hizmet alanıdır. Bu nedenle, rehberlik hizmetleri, bu alanda uzmanlaşmış olan kimselerce yürütülmelidir. Rehberlik uzmanlarının etkinlikleri, tüm rehberlik ve öğretim alanlarına yayılmalıdır. Ancak, fazla yayılma, danışman’ın etkililiğini azaltacağından, bilgi verme, duruma alıştırma, bazı tekniklerin uygulanması gibi hizmetler ve uygulamalar, öğretmenlerin sorumluluğuna bırakılmalıdır.

   Bu görüşün eğitime katkıları:
   1- Rehberlik, uzmanlık düzeyinde yürütüleceğinden, hizmetin niteliği yükselecektir. Bu yaklaşımda, rehberlik örgütü içinde rol ve işlevleri belirgin olduğu için danışmanlar, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerini aksatmadan yürüteceklerdir. Öğrenciler de yeterli kişilerden yardım alma olanağını elde edeceklerdir.
   2- Danışmanlar, zamanlarını ve güçlerini verimli bir biçimde rehberlik ve psikolojik danışma alanında kullanabileceklerdir. Çünkü bu yaklaşımda rehberlik ve psikolojik danışma, öğretimin ayrılmaz bir parçası; ama, sınırları belli bir hizmet alanı olarak algılanmaktadır.
   3- Öğrencilere ilişkin bilgi ve bulgular, bu yaklaşımda, düzenli olarak toplanmakta ve öğrenci toplu dosyaları daha kolay geliştirilebilmektedir.
   
   
   Bu yaklaşımın sınırlılıkları:
   1- İlgililerle gereken eşgüdüm (koordinasyon) kurulmazsa, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, bir ya da birkaç uzmanın uğraştığı bir iş durumuna düşecektir. Öğretmen ve yöneticiler, rehberlik ve psikolojik danışma sorumluluğunu, yalnızca bu görevlilerin işi gibi göreceklerdir. Ne yazık ki okullarımızdaki genel anlayış ve görünüm budur.
   Sonuçta, rehberlik hizmetleri bürosunun çalışmalarından çok az kişinin haberi olacaktır ve bu çalışmalardan çok az kişi yararlanacaktır. Giderek, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri, eğitimin ayrılmaz bir parçası olmaktan çıkacak; okul görevlilerinin tümünün sorumluluk paylaştığı ve politikasının belirlenmesinde katıldığı bir hizmet olma özelliğini yitirecek; salt uzmanların söz sahibi oldukları bir sorumluluk durumuna gelebilecektir.
   2- Bir başka sınırlılık, psikolojik danışma hizmetinin fazla önem kazanması sonucu, bilgi verme hizmetinin gölgelenme olasılığıdır. Ancak bu olasılık, bugün için  okullarımızda geçerli değildir.
   3- Üçüncü bir sınırlılığı da uzmanlık düzeyinde eğitilmiş görevlilerle sürdürülen rehberlik ve psikolojik danışmanın, çok zaman ve para gerektirmesi oluşturmaktadır.
   Sonuç olarak; bu seminerin amacı, okul yöneticileri ve öğretmenlere, rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin eğitim öğretimin ayrılmaz bir parçası olduğunu kavratmak, ülkemiz koşullarında bugünkü örgütlenme biçimiyle rehberlik uzmanı ve psikolojik danışmanın, okulda bu işleri düzenleyiciliği, koordine ediciliği yanında psikolojik danışmanlığını da sürdürebilmesi için bu oluşuma kendi üzerlerine düşen sorumlulukları itibariyle okul yöneticilerini ve öğretmenleri bilgilendirmek ve bilinçlendirmektir.  Çünkü, ülkemiz koşullarında, rehberlik hizmetleri ancak bu biçimde ve  bu anlayışla yürütülebilir.

Rehberlik Hizmetleri Alanında Avrupa’daki Gelişmeler:
   
   Rehberlikte etken olan bilimlerin, özellikle psikolojik ölçme ve değerlendirme ile bireysel ayrılıklar psikolojisi, önce Avrupa ülkelerinde gelişmesine karşın rehberlik, bu ülkelerdeki okullara çok sonra girebildi. Buna neden olarak, söz konusu ülkelerin eğitim felsefeleri ile eğitim uygulamalarına egemen olan ve gelişmeyi etkileyen geleneksel tutum gösterilmektedir.
   İki Dünya Savaşı arasında, Avrupa ülkelerinde, çocuk ve gençlere ilişkin sağlık, iş bulma, toplumsal hizmet, özel eğitim ve suçluluğu önleme hizmetleri gibi okul dışı bir çok kurum oluşturuldu. Daha sonra, okul bitiren gençlerin mesleklere yerleştirilmelerini sağlama çalışmalarına girişildiyse de bu hizmetler, ABD’de kazandığı anlamıyla rehberlik ve psikolojik danışma uygulamaları olarak değerlendirilemez.
   Çocuk ve gençleri okul döneminde yöneltmenin gerekliliği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında benimsenmeye başlandı ve özellikle Fransa’da öğrencileri, uygun okullara ve eğitim kurumlarına yöneltmek için gerekli gözlem ve değerlendirmelerin, ilkokuldan başlatılarak sürdürülmesi benimsendi. Özellikle 12-15 yaşlar arası, gözlem dönemi olarak kabul edildi ve bu dönemde yöneltme çalışmaları yoğunlaştırıldı. 15-18 yaşlar arasında ise, öğrencinin ileride tutacağı işe yakın bir alana yöneltilmesine ağırlık verildi.
   1960’lı yıllarda ise, bireyin yeteneklerinin en üst düzeyde ortaya konulması ilkesine dayanılarak öğrencilerin mesleğe, okullara ve ayrı programlara yöneltilmeleri, 16 yaşına kadar ertelendi. Yöneltmenin ve yüksek öğretime geçme kararının, 16 yaşına değin ertelenmesi gerektiği, İngiltere’de de benimsendi.
   Bugünkü anlamıyla rehberlik ve psikolojik danışma, Almanya, Fransa ve Avusturya’da 1959’da; İtalya ve İngiltere’de de 1963’te başladı. Ancak bu işte çok az uzman kullanılmaktadır. Teste önem verilmemekte; rehberlik, daha çok, öğretmenlerin gözlemlerine dayandırılmaktadır.
   ABD’ye göre, Avrupa’da rehberlik ve psikolojik danışma, geride kalmıştır.

Rehberlik Hizmetleri Alanında Türkiye’deki gelişmeler:
   
   Ülkemizde, rehberlik ve psikolojik danışmaya yönelik ilginin başlangıcı, en çok İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllara değin götürülmekte ve 1948 tarihli Ortaokul Programı’nda yer alan bir tümce buna kanıt olarak gösterilmektedir. Bu programda, “Okul, öğrenciyi kendi yetenekleri sınırı içinde en yüksek başarıya götürecek kılavuzluğu yapmalıdır.” tümcesinin, öğretmenlerin rehberlik görevine işaret ettiği belirtilmektedir. Eğitime yardımcı bir hizmet alanı olarak rehberlik girişimlerinin ise, 1950’li yıllarda başlatılabildiği vurgulanmaktadır. 
   
   ABD’den yararlanılarak yapılan girişimler
   İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemizle ABD arasında gelişen ilişkiler sonucu Amerikalı uzmanlar, Türkiye’nin eğitim sistemini inceleyerek, bu konuda Millî Eğitim Bakanlığı’na rapor sunmaya başladılar. Bu raporlarda yer alan eleştirilerden biri de Türkiye millî eğitim sisteminde, bireysel ayrılıklara  yer vermeyen; toplumun ve bireylerin gereksinimlerini karşılamayan tek tip öğretim programlarının uygulanması idi. Bu uzmanlarca Adana, Samsun, Ankara, İstanbul, Konya ve İzmir’de deneme niteliğinde rehberlik çalışmaları yapıldı. Bu çalışmalara ilişkin olarak da  “Rehberliğin Gereği Hakkında Rapor” (1956) yayımlandı. Söz konusu 6 ilde, öğretmen ve yöneticilerin rehberlik alanında yetişmeleri amacıyla kurs ve seminerler düzenlendi.
   1949-1950 öğretim yılının başında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde bir Eğitsel Danışma Bürosu kuruldu. Yine “Kör, sağır-dilsiz, zihinsel özürlü ve eğitimi güç çocuklarla üstün zekâlı çocukların okutulacağı okul ve sınıflara uzman öğretmen, başöğretmen ve müfettiş yetiştirilmek üzere, MEB  Yükseköğretim Genel Müdürlüğünün onayı ile 1952-1953 öğretim yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, Özel Eğitim Bölümü açıldı. Yine aynı okulun Pedagoji Bölümünde rehberlik, bağımsız bir ders olarak programa girdi. 1953 yılında MEB Talim ve Terbiye Dairesi’ne  bağlı, Test ve Araştırma Bürosu kuruldu. 1955 yılında, İstanbul Atatürk Kız Lisesi’nde; 1956’da Ankara Deneme Lisesi’nde, rehberlik ilkelerine dayalı bir eğitim programı uygulamaya kondu. 1951-1956 yılları arasında hızla süren rehberlik çalışmaları, 1967 yıllarına doğru, gittikçe gerileyerek duraklama gösterdi. Umutlar boşa çıkmıştı. Yıllar sonra yeniden ele alındığında, rehberliğin, bir uzmanlık işi olduğu ve birçok uygulama zorluklarını içeren bir hizmet özelliği taşıdığı anlaşıldı.
   1955 yılında Ankara’da bir ilkokulda Psikolojik Servis Merkezi  adıyla, ülkemizin ilk rehberlik merkezi açıldı. Sonra bu ad, Rehberlik ve Araştırma Merkezi olarak değiştirildi. (İlimiz Rehberlik araştırma merkezi 1984 yılında açılmıştır.) Ne var ki bu merkezlerin çoğu, yönetmeliğinde yer alan görevlerin tümünü gerçekleştiremeyen birer kuruluş olarak kaldı. Bir süre, kendi istekleri dışında görev yerlerinden alınanların atandıkları yer oldu. Ayrıca bu merkezler, uzmanlık düzeyinde eğitim görmüş elemanlara da kavuşturulamadı.
   1956 tarih ve 6660 nolu Güzel Sanatlarda Fevkalâde İstidat Gösteren Çocukların Devlet Tarafından Yetiştirilmesi Hakkında Kanun ve 1957 tarih ve 6972 nolu Korunmaya Muhtaç Çocuklar Hakkında Kanun’un bazı maddeleri, rehberlik uygulamalarını gerektiren bir içerik taşıyordu. 1958-1959 yıllarında birçok ülkelerde inceleme yapmış olan Türkiye Millî Eğitim Komisyonu, raporunda “eğitimin bireyselleştirilmesinin, yöneltme ve rehberliğin önemini ve gerekliliğini vurguluyordu. 1961 tarih ve 22 nolu İlköğretim ve Eğitim Kanununun 1. Maddesinde sözü edilen, her yurttaşımızın “beden, zihin ve ahlâk gelişimi”nin; 12. Maddesinde dile getirilen, “bedensel, zihinsel, ruhsal ve toplumsal bakımdan özürlü olan çocukların özel eğitimleri”nin gerçekleştirilmesi, rehberlik hizmetlerini gerektiren konulardı. Beş Yıllık Kalkınma  Plânlarının hemen hepsinde rehberliğin önem ve gerekliliğine değinilmiş,  1968 İlkokul Programı’nın rehberlikle ilgili 19 ve 22 nolu Eğitim ve Öğretim İlkeleri, “Eğitim ve Öğretimde rehberlik esastır.” görüşünü dile getiriyordu. 1970’te toplanan 8. Millî Eğitim Şurası, bugünkü rehberlik anlayışına yakın görüşler içeriyordu. Yine 1970 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nca, “Orta Dereceli Okullarımızda Rehberlik Servislerinin Kurulması Hakkında”ki genelge yayımlandı. 1970-1971 öğretim yılında, 24 orta dereceli okulumuzda uzmanlı rehberlik uygulamaları başlatıldı. Rehberlik uygulamalarına, 1971-1972 öğretim yılında 27 okul daha katıldı ve bu sayı artarak gelişti. 1973 tarih ve 1739 nolu Millî Eğitim Temel Kanunuyla rehberlik ve yöneltme ilkesi, yasal bir temele kavuşturuldu. Ancak, ülkemizde rehberlik konusu somut bir biçimde ilk kez, “Öğrenci Akışını Düzenleyen Kurallar” çerçevesinde, 1974’te,  9. Millî Eğitim Şurası’nda ele alınmıştır. Bu şurada, “programların çeşitlendirilmesi” görüşü benimsendi ve 9. Sınıfın yöneltme sınıfı olması uygun görüldü. Yöneltmenin ilke olarak zorlayıcı değil, yol gösterici nitelik taşıması gerektiği vurgulandı. Ayrıca rehberlik dersi, öğretmenlik yetişiminin zorunlu dersi durumuna getirildi. ME Bakanlığı’nca onaylanan rehberliğe ilişkin şura kararlarının ışığında, “1974-1975 Öğretim Yılı’nda Uygulamaya Konacak Esaslar” belirlendi ve yürürlüğe kondu. Hazırlıksız girişilen bu iş sonunda, konuda hiç bilgisi olmayan öğretmenler, rehber öğretmen olarak görevlendirildi ve rehberlik saatlerinde, “en iyi bildikleri iş olan öğüt verme, iyiyi gösterme işlevlerini yerine getirmeye” çalıştılar. Rehberlik işinin ne olduğunu kavrayamayan bazı öğretmenler, rehberlik saatlerinde öğrencilere serbest çalışma yaptırdılar ya da kendi dersini işlediler. Öğrenciler, kendilerini tanımayı sağlayan psikolojik ya da eğitsel bir yardım alamadılar. Bu nedenle öğrenciler, rehberliği, bir ders olarak algıladılar.
   1981 tarihinde çıkan Yükseköğretim Kanunu’na göre yükseköğretim kurumlarında rehberlik ve psikolojik danışma alanı, “eğitimde psikolojik hizmetler ana bilim dalı” içinde yer aldı; rehberlik ve psikolojik danışma lisans programları başlatıldı. Rehberlik, 10. Millî Eğitim Şurası (1981)’nda görüşülüp karara bağlanan yeni Türk millî eğitim sistemi içinde de eğitimimizin amaçlarına ulaşması için vazgeçilmez bir yardımcı hizmet olarak yerini aldı. 11. Millî Eğitim Şurası (1982)’nda ise ülkemizde, eğitimde rehberlik için gerekli uzmanların (okul danışmanlarının) sayısı, görevleri, yetiştirilme ve çalışma koşulları, öbür eğitim uzmanlarının eğitimiyle birlikte, ilk kez ayrıntılı biçimde ele alınmış oldu. 1983 tarihinde, 2916 sayılı Özel Eğitime Muhtaç Çocuklar Kanunu yürürlüğe giren yasa ile rehberlik ve araştırma merkezleri ile okullarda rehberlik ve psikolojik hizmeti verecek olan birimlerin görevleri de yasal temele kavuşturulmuş oldu. Yine 1983’te ME Bakanlığı’nca Okul Rehberlik Hizmetleri Yönergesi yayımlanarak okul rehberlik hizmetleri bürolarının, bu yönergeye göre çalışmaları istendi. 1983’te Özel Eğitim Dairesi Başkanlığı’nın adı, “Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı “ olarak değiştirildi.  1985’te Rehberlik Hizmetleri Yönetmeliği yürürlüğe kondu. (MEGSB Teb. Der. 2201, 16.12.1985, sf. 527-532).
   1987-1988 öğretim yılından başlayarak, ortaokul, lise ve dengi okullarımızda, rehberlik ve eğitici çalışmalara ayrılan saatler kaldırıldı. Bu çalışmaların, günlük ders saatleri dışında yapılması öngörüldü. 1996-1997 öğretim yılından itibaren ortaokul ve genel liselerde rehberlik saatleri yine haftalık ders programı içine alındı.
   1992 yılında Özel Eğitim ve Rehberlik Dairesi Başkanlığı’nın adı, Özel Eğitim, Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak değiştirildi.
   Ve son olarak, okullarımızda rehberlik ve psikolojik danışma çalışmalarının yetersizliği belirlenerek, ülke çapında öğretmenlerin rehberlik hizmetleri konusunda eğitimden geçirilmeleri için MEB Özel Eğitim, Rehberlik Ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nce 13.05.1997 tarih ve 1256 sayılı genelge yayımlanarak, formatör rehber öğretmenler ve onların yetiştirdiği okul rehber öğretmenleri ile örgün ve yaygın eğitimde görevli tüm öğretmenlerin eğitilmesi yoluna gidildi.
   
   

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANIN AMAÇLARI

   Psikolojik hizmetler uzmanı Rasim Bakırcıoğlu, İlköğretim, Ortaöğretim ve Yükseköğretimde REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMA adlı kitabında rehberlik ve psikolojik danışmanın amacını, “bireyin, kendini tanıması ve kendi güçlerine güvenmesini sağlayarak, kişisel-toplumsal gelişimine yardımcı olmaktır.” biçiminde belirlemiş ve bu hizmetlerden yararlanan bireyin, şunları başarabilecek düzeye ulaşmış olması gerektiğini vurgulamıştır:
   1. Kendi yetenek ve ilgilerini, eğitim olanaklarını, içinde yaşamakta olduğu toplumun beklentilerini ve mesleklerini tanımış olmalıdır.
   2. Özyapısından gelen ya da doğal ve toplumsal çevresinin etkileri sonucu ortaya çıkan sorunlarını görebilmeli ve bunları çözümleyebilmelidir. Bedensel, bilişsel, toplumsal ve duygusal sorunlarının olası çözüm yollarını inceleyerek, bu çözüm yollarından, kendine en uygun olanını, kendi özgür istenciyle seçebilmelidir. Sorunlarının çözümünü plânlayabilmeli ve bu plân doğrultusunda, beklenen eylemleri gerçekleştirip, gerekli uyumu gösterebilmelidir.
   3. Başkalarıyla iyi ilişkiler kurabilmelidir. Yaşama karşı olumlu bir tutum göstermelidir.
   4. Boş zamanlarını en uygun biçimde kullanabilmelidir. Bunun için gerekli anlayış ve görüşü edinmiş olmalıdır.
   Görüldüğü gibi, rehberlik ve psikolojik danışma; eğitimin amaçladığı, kişinin bütün olarak gelişmesine, kendini gerçekleştirmesine yardım eden bir hizmettir.
   Profesör Dr. Muharrem Kepçeoğlu da rehberlik ve psikolojik danışmanın amacını “bireyin kendini gerçekleştirmesine yardım etmektir.”  biçiminde dile getirmektedir.
   Kendini gerçekleştirmekte olan bireyin taşıdığı özellikler, aslında psikolojik sağlığı yerinde olan çağdaş insanda bulunması gerekli özelliklerdir. Bu özelliklerden genel olarak benimsenen bazıları şöylece özetlenebilir:
   Kendini gerçekleştirmekte olan birey, daha yeterli bir kişiliğe sahiptir; daha verimlidir. Kim olduğunu gerçekçi bir gözle algıladığı gibi, kim olabileceği hakkında daha tutarlı bir görüşe sahiptir. Kendini gerçekleştirmekte olan birey, hem kendisi ve hem de başkaları hakkında iyi düşüncelere sahiptir; insan değerlerine saygı duyar; onları benimser ve geliştirir. Kendini gerçekleştirmekte olan birey, zamanını iyi kullanır; geçmişten daha çok geleceğe dönüktür.; yaratıcıdır.  Kendine saygı duyar ve kendini olduğu gibi kabul eder; duygularını açığa vurmaktan kaçınmaz. Kendini gerçekleştirmekte olan birey, değişmeye ve yeni yaşantılara açıktır. Kendini, değişmekte olan bu gerçek dünyanın yine değişmekte olan bir parçası gibi görür.
   Kendini gerçekleştirme, birey için, kuşkusuz, yaşam boyu süren bir süreçtir. Her bireyin, belirli bir dönemde, belirli bir gerçekleşim düzeyi vardır. Bu gerçekleşim düzeyinin zaman içinde olumlu yönde gelişmesi beklenir. Öğretmenlerimizin, yaş gruplarına göre bu gerçekleşim düzeylerini ve niteliklerini bilmelerinde yarar vardır. İşte, psikolojik danışma ve rehberlik yardımının amacı da yukarıda sıralanan özellikler bakımından bireyin bu gerçekleşim düzeyini geliştirmek ve en uygun düzeye çıkmasını sağlamaktır.

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANIN TEMEL İLKELERİ

   Rehberlik anlayışı, rehberlikle ilgili temel ilkeleri ve kavramları anlama olarak açıklanabilir.
   Rehberlik çalışmaları ile yakından ilgili olan tüm yönetici, uzman ve öğretim personelinin yeterli ve ortak bir rehberlik anlayışına sahip bulunmaları, rehberlik ve psikolojik danışma uygulamalarındaki başarıyı artıran önemli bir etmen olarak bilinmektedir. Son yıllarda, rehberlik ve psikolojik danışma uygulamalarında bir yaklaşım biçimi olarak, rehberliğin bir “takım” çalışması modeli içinde, okuldaki tüm eğitim ilgililerinin yürüttükleri bir hizmet olarak anlaşılmasına önem verilmektedir. Bugün okullarda, uzman personelin yanı sıra yöneticiler, sınıf şube rehber öğretmenleri ve öğretmenler de meslek personeli içinde düşünülmekte; “okul rehberlik takımı”nın birer üyesi olarak kabul edilmektedirler. Bu nedenle, rehberlikle ilgili tüm personelin rehberlik takımı içinde kendilerine düşen görevleri yerine getirirken, önce ilke ve kavramlarla ilgili ortak ve yeterli rehberlik anlayışına sahip olmaları, sonra da uygulamalarda deneyim kazanmaları gerekli görülmektedir. M. Kepçeoğlu tarafından, orta dereceli okullardaki rehberlik anlayışını konu alan bir araştırmada, orta dereceli okullarda  görevli müdür, rehberlik uzmanı, şube rehber öğretmenleri ve öğretmenlerin sahip oldukları rehberlik anlayışları incelenmiş ve yetkili uzmanlarca konulan ölçütler bakımından, bu personelin rehberlik anlayışlarının genellikle yetersiz olduğu ve personel arasında önemli rehberlik anlayışı farklarının bulunduğu görülmüştür.
   M. Kepçeoğlu tarafından 1975 yılında, rehberlik anlayışını oluşturan ilkeler üzerine yapılan bir çalışma sonucunda, ülkemizdeki yetkili rehberlik uzmanlarının kanısına dayanılarak sekiz ilke üzerinde genel bir anlaşma bulunduğu ortaya çıkmıştır. Rehberlik anlayışını oluşturan bu sekiz ilke şunlardır :
   1. Rehberliğin temelinde insan hak ve sorumlulukları ile yakından ilgili demokratik ve insancıl bir anlayış vardır.
   2. Rehberlik uygulamalarında öğrenci ile yakından ilgili olan herkesin anlayış ve işbirliği içinde çalışması gerekir.
   3. Rehberlik anlayışı, her türlü çalışması ile öğrenciyi merkez alan bir eğitim sistemini öngörür.
   4. Rehberlik yardımının esası, öğrencilerin kendi kişiliklerini daha iyi anlamalarını, problemlerine çözüm yolları bulmada onların kendi kendilerine yeter duruma gelmelerini sağlamaktır.
   5. Rehberlik bedensel, zihinsel, toplumsal ve duygusal olan bütün kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi için öğrencilere yardım etmelidir.
   
   6. Öğrencilere rehberlik yardımı verirken, onları türlü yönleri ile tanımak gerekir.,
   7. Rehberlik uygulamaları, her okulun amaç ve ihtiyaçlarına uygun olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır.
   8. Rehberlik hizmetleri plânlı, programlı, örgütlenmiş bir biçimde ve profesyonel bir düzeyde sunulmalıdır.
   Öğretmenin sahip olduğu rehberlik anlayışının yeterli bir düzeye çıkması doğrudan doğruya, rehberliğin ilkelerini ve bu ilkelerle ilgili kavramları anlamaya bağlıdır. Rehberlik anlayışının birer ölçütü gibi kullanılabilecek bu kavramlardan bazılarının ilkelerle birlikte verilmesi, ilkelerin öğretmenlerce kavranması bakımından yararlı olacaktır.
   I. İLKE : Rehberliğin temelinde insan hak ve sorumlulukları ile yakından ilgili demokratik ve insancıl bir anlayış vardır.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Özerklik, insan gelişimine ve mutluluğuna en uygun düşen bir yaşama ilkesidir.
   2. Toplumsal durumu ile ruhsal uyumu ne olursa olsun, her birey değerlidir.
   3. Rehberlik, demokratik toplumun değerlerinden ve bireylerin gereksinimlerinden doğmaktadır.
   4. Kendi kendini yönetme hak ve sorumluluğu, bireylere bırakılmalıdır.
   5. Herkes, kendisi için seçimler yapma ve kararlar alma hakkına sahip olmalıdır.
   6. Karşılıklı anlayış ve saygı her zaman geçerlidir.
   7. Rehberlik anlayışı, otoriter (yetkeci-baskıcı) tutum ile bağdaşmaz.
   8. Bireyler hakkında elde edilen kişisel ve özel bilgilerin gerektiğinde başkalarına verilmesi için onlardan izin alınması gerekir.
    9. Rehberlik, kişisel tecrübelerin aktarılması biçiminde verilen bir tavsiye değildir.
   10. Rehberlikte, gerek yardım edenin, gerekse yardım edilen bireyin gönüllülüğü esastır.
   11. Öğrenciler hakkında elde edilen ve gizli sayılabilecek özel bilgilerin öğrenci toplu dosyalarına yazılması uygun değildir.
   12. Rehberlik yardımında, doğrudan doğruya başkaları adına seçimler yapılamaz.

   II. İLKE : Rehberlik uygulamalarında öğrenci ile yakından ilgili olan herkesin anlayış ve işbirliği içinde çalışması gerekir.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Rehberlik okulun tüm eğitim programının ayrılmaz ve tamamlayıcı bir yanını oluşturur.
   2. Rehberlik çalışmaları iyi bir lidere gereksinme gösterir.
   3. Rehberlik çalışmalarında okulun tüm yönetici, uzman ve öğretim personelinin yüklenecekleri görev ve sorumluluklar vardır.
   4. Öğrenci başarısızlığının nedenleri, okulda görevli tüm personeli ilgilendirmelidir.
   5. Veliler, ana ve babalar, çocukları hakkında her zaman okuldan yeterli bilgileri alabilmelidir.
   6. Rehberlik görevini yerine getirirken okul yöneticileri, uzmanlar ve öğretmenler, kendi yetki sınırlarının bilincinde olmalıdırlar.
   7. Yeteri kadar uzmanı bulunan okullarda bile yöneticiler ve öğretmenler, rehberlik personeli sayılırlar.
   8. Rehberlik çalışmalarında, öğrencilere ve öğrenci ile ilgili olan okul dışındaki bazı kişilere de görev ve sorumluluklar verilmesi, rehberlik anlayışına aykırı düşmez.
   
   III.İLKE : Rehberlik anlayışı, her türlü çalışması ile öğrenciyi merkez alan bir eğitim sistemi öngörür.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Rehberlik anlayışında hız alan bir eğitimde, okul programlarının öğrencilerin ilgi, yetenek ve gereksinmelerine en uygun bir biçimde düzenlenmesi gerekir.
   2. Okulda, öğrencilerin kendilerini ilgilendiren konularda görüşlerini belirtmelerine izin verilmelidir.
   3. Her öğrencinin rehberliğe gereksinmesi olabilir.   
   4. Okullardaki disiplin olaylarının önemli bir kısmı, öğrencilerin hangi davranışlarının suç sayıldığını bilmemelerinden ileri gelmektedir.
   5. Her öğrencinin, bir rehber öğretmenin rehberliğinde çalışmalarını sürdürmesi, rehberlik anlayışının bir gereğidir.
   6. Öğrenciyi etkileme gücünde olan  her şey. onun davranışlarını da etkiler.
   7. Okul programlarında seçmeli derslere de yer verilmesi, öğrencilerin bazı temel alanlarda bilgisiz kalma tehlikesini yaratmaz.
   8. Öğrencilerin türlü problemleri, onların başarılarını geniş ölçüde etkiler.
   9. Okulda ve yakın çevrede, mevcut olanakları ve bu olanakları kullanma yollarını bilen öğrenciler, daha başarılı olurlar.
   10. Gerektiğinde öğrenci ile karşı karşıya gelerek uyumsuzluk yaratan problemlerin ele alınması ilişkileri ve otoriteyi zedelemez.

   IV. İLKE : Rehberlik yardımının temeli, öğrencilerin kendi kişiliklerini daha iyi anlamalarını, problemlerine çözüm yolları bulmada onların kendi kendilerine yeter bir duruma gelmelerini sağlamaktır.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Bütünü ile eğitim, öğrencilerin kendi kendilerini anlamalarına yardım etmelidir.
   2. Aynı yaşta da olsalar, öğrencilerin karşılaştığı uyum güçlükleri birbirine benzemez.
   3. Bireyin iç dünyasını en iyi bilen kişi, yine o bireyin kendisidir.
   4. Bazı bireyler, yaşamları boyunca rehberlik yardımına gereksinme duyabilirler.
   5. Bireyler, kendilerine yardım edildiği takdirde problemlerine çözüm yolu bulabilme gücüne sahiptirler.
   6. Rehberlik yardımının, her öğrencide istenilen davranış değişikliğini oluşturması beklenemez.
   7. Yeteri kadar olgun olmadıklarından, kendilerine uygun seçimi yapamayacakları düşüncesi ile, öğrencilere doğrudan doğruya en uygun seçimin hangisi olduğunu göstermek rehberlik anlayışı ile bağdaşmaz.
   
   V. İLKE :Rehberlik, bedensel, zihinsel, toplumsal ve duygusal olan bütün kapasitelerini kendi ilgi ve yetenekleri doğrultusunda en uygun bir düzeyde geliştirmesi için öğrencilere yardım etmelidir.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Her yönü ile gelişme süreklidir.
   2. Rehberlik, öğrencinin tüm yönleri ile gelişmesini esas alır.
   3. Eğitim, öğrencilere kendi yeteneklerini geliştirme fırsat ve ortamını sağlamalıdır.
   4. Öğrencilerden ancak kendi yetenekleri ölçüsünde başarı beklenir.
   5. Her öğrencide geliştirilebilecek bir kapasite vardır.
   6. Rehberlik çalışmalarının okuldaki tüm öğrencileri kapsaması gerekir.
   7. Çocuklarının en uygun bir düzeyde gelişmesi için okul, ailelere yardım etmelidir.

   VI. İLKE : Öğrencilere rehberlik yardımı verirken, onları türlü yönleri ile tanımak gerekir.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Öğrencilerin gelişme özellikleri birbirinden ayrıdır.
   2. Öğrenciler hakkında toplanan bilgiler nesnel (objektif) ve güvenilir olmalıdır.
   3. Her davranışın arkasında bir neden vardır.
   4. Rehberlik yardımından yararlanabilmesi için bireyin kendini iyi tanıması gerekir.
   5. Öğrencilerin üst okullara ya da çeşitli mesleklere yönelmelerine yardım ederken, onların yalnızca okul başarılarının esas alınması yeterli değildir.
   6. Öğrencileri tanımada bazı bilimsel tanıma tekniklerinden yararlanılması gerekir.
   7. Öğrencilerle yüz yüze gelerek onları anlamaya çalışma, uyumsuzlukların giderilmesinde etkili bir yoldur.
   8. Öğrencinin temel gereksinmelerinin ailede nasıl karşılandığını bilmek, okuldaki rehberlik çalışmalarının etkililiğini artırır.

   VII. İLKE : Rehberlik uygulamaları, her okulun akaç ve gereksinmelerine uygun olan alanlarda yoğunlaştırılmalıdır.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Her okulda rehberlik çalışmalarına gerek vardır.
   2. Rehberlik etkinlikleri bireysel olduğu kadar grup çalışmaları biçiminde de düzenlenmelidir.
   3. Her okulda öğrencilere, okulu ve olanaklarını tanıtmaya gerek vardır.
   4. Rehberlik programının okuldan okula değişiklik göstermesi, rehberlik anlayışına aykırı düşmez.
   5. Her okuldaki rehberlik uygulamaları, öğrenci gereksinmeleri ve problemleri üzerinde daha önceden yapılmış inceleme ve gözlem sonuçlarına göre programlanmalıdır.
   
   VIII. İLKE : Rehberlik hizmetleri, plânlı, programlı, örgütlenmiş bir biçimde ve profesyonel bir düzeyde sunulmalıdır.
   Bu ilke ile denmek istenen;
   1. Okul müdürleri, okullardaki rehberlik çalışmalarının tamamı ile yakından ilgilenmek zorundadır.
   2. Rehberlik, bu alanda yetişmiş uzman personel kullanmayı gerektirir.
   3. Okul rehberlik ve psikolojik danışma programında yer alan çalışmaların nasıl, ne zaman ve kimler tarafından sürdürüleceği bir plâna bağlanmalıdır.
   4. Rehberlik çalışmalarının plânlı, programlı ve örgütlenmiş bir biçimde sunulması ilkesi, tüm gerekler yerine getirilmeden uygulamalara başlanamayacağı anlamına gelmez.
   5. Etkili rehberlik uygulamaları, bu iş için okulda yer ve zaman ayırmayı, araç ve gereç kullanmayı gerektirir.
   Burada verilen ilkeler ve kavramlar, gerektiğinde, kişilerin sahip bulunduğu rehberlik anlayışını değerlendirmede de kullanılabilir. Bunlara verilecek olumlu yanıtların çokluğu ölçüsünde, kişinin sahip bulunduğu rehberlik anlayışının yeterliliği ortaya konulabilir.

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMADA YANLIŞ ANLAYIŞLAR

   1. Rehberlik ve psikolojik danışma yardımı, bireye tek yönlü olarak doğrudan doğruya yapılan bir yardım değildir. Rehberlik ve psikolojik danışma yardımında hem yardımı veren, hem de yardımı alan önemlidir. Bunlar arasındaki etkileşim karşılıklıdır. Bu bakımdan, rehberlik ve psikolojik danışma yardımını tek yönlü olarak, yardım edenin karşı tarafa bazı şeyler aktarması biçiminde anlamak çok yanlıştır.
   2. Rehberlik ve psikolojik danışmanın temelinde bireye acımak, onu kayırmak, her sıkıntıya düştüğünde bireye kanat germek gibi bir anlayış yoktur. Rehberlik anlayışında birey güçlü ve değerli bir varlıktır. Rehberlik ve psikolojik danışma yardımı ile birey, sahip bulunduğu gücü kullanma ve daha da geliştirme olanağına kavuşur. Rehberlik ve psikolojik danışma yardımı ile birey, karşılaştığı  sorunları çözmede kendi kendine yeterli bir düzeye erişebilir.
   3. Rehberlik ve psikolojik danışma bireyin, yalnızca duygusal yanı ile ilgilenmez. Rehberlik ve psikolojik yardımda, yardımı alan bireyin duygusal süreçleri esas olmasına karşın rehberlik ve psikolojik danışma, bir bütün olarak bireyin tüm gelişimi ile ilgilenir. Buna göre, toplumsal, duygusal, zihinsel ve hatta fiziksel nitelim gösteren her türlü gelişim sorunu, mesleksel ve eğitsel sorunlar ve tüm kişisel sorunlar, rehberlik ve psikolojik danışmanın yakından ilgilendiği konulardır.
   4. Rehberlik ve psikolojik danışmada kullanılan tüm yöntemler ve teknikler amaç değil, yalnızca araçtırlar. Rehberlik ve psikolojik danışmada belirli amaçlar için türlü testler, envanterler, anketler ve bilgi fişleri kullanılabilir. Ancak bu uygulamaların ve bilgilerin bireye dönek olarak etkili bir biçimde kullanılması gerekir. Bu amaçla kullanılmayan ve sonuçları öğrencilere yansıtılmayan tüm bilgiler, dosyalar dolusu kadar da çok olsa, gösterişin ötesine geçemezler.
   5. Rehberlik ve psikolojik danışma, yardımı alan birey bakımından akademik bir öğrenme konusu ya da bir ders değildir. Rehberlik çalışmalarını, öğretim çalışmalarına eklenmiş ve bu çalışmaların uzantısı gibi görmek yanlıştır. Genel bir kural olarak rehberlik, bireye bilgi verme işi değildir. Rehberlik yardımının merkezi, bireyin kendisidir. Yardım konusu olan sorunla ilgili daha çok bilinçlenmek ve gerekli kararı almak üzere bireye yardım esastır. Bunun için de yardım eden tarafın bilgi aktarmak gibi bir görevi yoktur. Özellikle öğretmenler bu noktaya dikkat etmek zorundadırlar. Okullarda, rehberlik için ayrılan saatleri de bir ders saati gibi görmek yanlıştır. Bu saatleri, rehberlik yardımının gerektirdiği bir anlayışla rehberlik ve psikolojik danışma için kullanmak gerekir.
   6. Rehberlik bir disiplin görevi değildir; rehberlik yargılamaz ve ceza vermez. Okullarda, rehberlik ve psikolojik danışmayı bir disiplin ve kontrol aracı olarak görmek kesinlikle yanlıştır. Aslında disiplin ve rehberlik, birbiri ile bağdaşmayan kavramlardır. Disiplin denetimi gerektirir. Disiplinde irdeleme, eleştirme, yargılama ve gerekirse ceza verme vardır. Tüm bunlar ise rehberlik anlayışında yeri olmayan öğelerdir. Bu anlayış, okullarda disiplin işlemlerinin gereksizliği biçiminde anlaşılmamalıdır. Disiplin işlemleri ile rehberlik ve psikolojik danışmayı birbirinden ayrı tutmak ve algılamak gereği vardır. Bu nedenle, öğretmenlerin derste konuştu dişe, arkasına döndü diye, defterini-kitabını getirmedi diye, derste sakız çiğniyor diye, öğrencileri rehberlik bürosuna göndermeleri ve cezalandırılmalarını beklemeleri yanlış bir tutumdur. Öğretmenin bu tutumu, onun öğrencilere etki edememe, öğrencilerle olumlu etkili iletişim kuramama gibi kişisel yetersizlik ve beceriksizliğine işarettir. Eğer öğrenci diğer öğretmenlerin derslerinde de aynı davranışları gösteriyorsa, o zaman problemli öğrenciden söz edilebilir. Ancak, bu tür davranışlar, belirli bir öğretmenin dersinde sergileniyorsa, o zaman eğitsel yetersizliğinden dolayı karşımızda yetersiz, yani problemli bir öğretmen var, demektir.
   7. Rehberlik ve psikolojik danışma, her türlü problemi hemen çözebilecek sihirli bir güce sahip değildir.  Aslında rehberlik ve psikolojik danışma yardımının amacı, bireyin gerçekleşim düzeyini geliştirme olarak bireyin değişmesini ve yeni yaşantılara açık bir duruma gelmesini zorunlu kılar. Bu ise zaman isteyen bir süreçtir. Öğretmenlerin sandığı gibi, rehber uzman ve psikolojik danışmanların elinde, öğrenci ile bir görüşmede, öğrenciyi olumlulaştıracak sihirli bir değnek, sihirli bir takım sözcükler yoktur. Öğretmenlerimiz yine şunu bilmeli ve unutmamalıdırlar ki, öğrencinin içinde bulunduğu ortam ve koşullarda olumlu bir değişme olmadıkça, yapılan rehberliğin de etkisi o oranda olacaktır. Örneğin, öğrenci ile yüz yüze iletişimde bulunan okuldaki öğretmenlerin rehberlik anlayışı, öğrencilere yapılan rehberlik ve psikolojik yardımı da olumlu ya da olumsuz olarak etkilemektedir. Rehberlik ve psikolojik danışmanın yararlı olacağına inanmayan öğretmenlerin etkisi altındaki öğrencilerde de aynı anlayış oluşmakta, görüşmelerde bu anlayışı değiştirmek oldukça zor olmaktadır. Öğretmenlerimizin tüm bunları dikkate alarak rehberlik ve psikolojik danışma yardımının etkililiğinin bireyden bireye, konudan konuya ve durumdan duruma değişiklik göstereceğini kabul etmeleri ve rehberlik ve psikolojik danışma yardımı hakkında öğrencilere olumsuz görüş ve duygular yansıtmamalıdırlar. Ve bir gün kendilerinin de psikolojik danışma yardımına gereksinmeleri olabileceğini unutmamalıdırlar.
   *8. Rehberlik uzmanı ve psikolojik danışmanların, okul yöneticileri ve öğretmenlerce, alanlarında bir uzman olarak değil de bir öğretmen olarak algılanmaları, alan çalışmalarındaki en büyük engellerden biridir. Bir rehberlik uzmanı ve psikolojik danışman olan çalışanların, bir takım nedenlerle yanlış olarak öğretmen olarak nitelendirilmeleri, rehberlik uzmanı ve psikolojik danışmanların okul yöneticileri, öğretmenler, öğrenciler ve veliler tarafından yanlış bir biçimde,  bir öğretmen olarak algılanmalarına ve değerlendirilmelerine neden olmaktadır. Bu yanlış nitelemenin yanında okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin, rehberlik ve psikolojik danışmanın özünü bilmemelerinden, kavrayamamalarından kaynaklanan yanlışlık,  uzman rehber ve psikolojik danışmanları, hiçbir iş yapmayan, boş işlerle uğraşan, günde altı saat çalıştığı gibi üstüne üstlük bir de 12 saat ders ücreti alan, kendi işlerine burnunu sokan, kendilerine gereksiz ve saçma işler yükleyen, neredeyse okulda istenmeyen kişiler olarak algılamalarına neden olmaktadır. Bu anlayış ise kökten yanlış olup rehberlik ve psikolojik danışmanın ilkelerine tümüyle terstir. Bir okul doktoruna, nasıl, doktor öğretmen denmiyorsa, demek yanlışsa, uzman rehber ve psikolojik danışmanlara da rehber öğretmen denemez, demek yanlıştır, en azından onu, öğretmen olarak görmek ve algılamak yanlıştır. Okul yöneticilerinin ve öğretmenlerin, bu yanlış algılamayı, değerlendirmeyi artık değiştirmeleri gerekmektedir. Çünkü bu tür yanlış anlayışlar, çelişkilerin, çatışmaların, olumsuzlukların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANIN İŞLEVLERİ

   1- Rehberlik ve psikolojik danışmanın birincil işlevi, “Kişinin kendini tanımasına yardım etmek”tir. Kişiye kendini tanıtmak için, onun bedensel, devimsel ve bilişsel yeteneklerinin, ilgilerinin, değer yargılarının ve tutum ve davranışlarının, yaşamdan beklediklerinin, hoşlandığı ve hoşlanmadığı varlık, olay ve olguların bilinmesi gerekir.
   Kişiye kendini tanıtma işi, bir, dıştan değerlendirici çalışmalar; bir de “kişiye kendini, kendi gözü ile tanıtıcı çalışmalar” olmak üzere iki yolla yapılmaya çalışılmaktadır. Dıştan değerlendirme; gözlem, anket, test gibi teknik ve araçlar kullanılarak; kişiye kendini, kendi gözü ile tanıtıcı çalışmalar ise, psikolojik danışma, özgeçmiş gibi bazı tekniklerden yararlanılarak yapılmaktadır.
   Bu uygulamalardan elde edilen bulguların özetleri, ikili görüşmelerle danışana (öğrenciye) iletilmektedir. Bu bilgilerden gizli kalması gerekmeyenler, öğrenci kişisel dosyasına (toplu dosyaya) işlenerek, öğrencinin eğitiminden sorumlu olanların bilgisine sunulmaktadır.
   Kişi, kendine  ve çevresine ilişkin bilgileri özümledikçe, benliğini gerçekçi bir doğrultuda geliştirme, doğru kararlar verebilme ve kendini yönetebilme olanağını elde etmektedir.  Kişiye bu ruhsal bağımsızlık kazanma yolu, dıştan değerlendirme ile değil, bir iletişim tekniği ve “kendini öğrenme süreci” olan “psikolojik danışma ile açılmaktadır.

   2- Rehberlik ve psikolojik danışmanın ikinci işlevi ise; bilgi verme, yerleştirme ve izleme hizmetlerini yerine getirmektir.
   Bilgi verme ile kişinin, kişisel-toplumsal uyumuna yardım edilmektedir. Kişi, verimli çalışma ve tam öğrenme yolları; kişilik gelişim kuralları; yetenek ve ilgilere göre program, okul ve meslek seçme; burs, kredi ve yurt olanakları vb konularda bilgilenme gereğini duymaktadır.
   Bunlar gibi, örneğin, sağlık hizmetlerini, ucuz ve iyi beslenme yollarını tanıtma da bir rehberlik ve psikolojik danışma hizmetidir. Ancak bu, sağlık hizmeti verme ve beslenme olanakları sağlama, birer kişilik hizmetidir.
   Yerleştirme denince, rehberlik ve psikolojik danışma aracılığı ile bir okula, bir programa ya da bir mesleğe girmek üzere kararlar alabilmesi ve uygulayabilmesi için kişiye yardım etme, gerekli olanakları sağlama gibi işlevler anlaşılmaktadır.
   İzleme hizmetlerini ise; kişinin aldığı kararların sonuçlarını değerlendirmeye yönelik rehberlik ve psikolojik danışma hizmetleri oluşturmaktadır.
 
İnsancı (Hümanist) Psikologlara Göre Ruh Sağlığının Belirtileri

   (Rehberlik ve psikolojik danışmanın temel amacının bireyin kendini gerçekleştirmede, bireye yardımcı olmak olduğu belirtilmişti. Bu bölümde kendini gerçekleştirme üzerinde ayrıntılı olarak durulacaktır.)
   İnsancı psikologlara göre, hastalık belirtisi göstermeyen kimseler de sağlık bakımından farklı düzeylerde olabilirler. Yani bir kimsenin halen olduğundan daha sağlıklı olması mümkündür. Ayrıca bir toplumda yaygın olarak görülen bir durum normal ( ölçüte uygun) olabilir, ama her normal olan “istenilir” olan değildir.  Sık görüleni normal, normali de istenilir olarak değerlendiren yaklaşım, yaratıcılık, yenilik yapma gibi davranışları, norma, ölçüte uymadığı için anormal sayılmaktadır. Öyleyse bu iki yaklaşım da ruh sağlığı tanımına olumsuz yaklaşmaktadır.
   İnsancı psikologlar, ruh sağlığı kavramında olmaması gerekenleri belirtmek yerine (olumsuz-negatif yaklaşım), olması gerekenleri belirtmenin (olumlu-pozitif yaklaşım) daha doğru olacağı görüşündedirler.

   Rogers (Rocırs), psikolojik sağlığı iyi yaşam olarak adlandırmıştır. İyi yaşam, durağan (sabit) bir durum, bir doyum, durumundan hoşnutluk, nirvana değildir, insanın uyum sağladığı, doyuma ulaştığı bir koşul, yani dürtü azalması, gerilim azalması, homeostasis (dengelenme) de değildir. İyi yaşam bir süreçtir, bir gidiş yönüdür, varılan bir nokta değildir. İyi yaşam, canlının seçme özgürlüğüne sahip olup da seçtiği gelişme yönüdür.
   Öyleyse diyebiliriz ki psikolojik sağlık, insanın erişmeye çalıştığı, ama hiçbir zaman tam erişemediği bir hedeftir.  Ancak hedefe giden yolda insanlar, değişik yerlerde bulunabilmektedirler. Olumlu insan ilişkileri, çok zengin ve deneyim sahibi olma, bu hedefe erişmeyi etkileyen etmenler olabilir.
   Psikolojik bakımdan tüm sağlıklı kimseleri (iyi yaşam yaşamış kimseleri) Rogers, tam olarak fonksiyonda bulunan kişi (işlevini tam olarak yerine getiren kişi), Maslow ise özünü, kendini gerçekleştirmiş kimse olarak adlandırmaktadır. Rogers ve Maslow, bu insanların belli başlı özelliklerini klinik gözlemler ve görüşme ile, psikolojik araçlarla inceleyerek saptamışlardır. Rogers’e göre kendini gerçekleştirmiş kimselerin belli başlı özellikleri şunlardır: (Bu özellikleri bilmek, öğretmenin hem öğrencilerini tanıması, hem da kendini tanıması bakımından da yararlı olacaktır.)
   
   1. Yaşantılara giderek daha fazla açık olma:  Bir kimse, eğer kendi bedeninden ya da çevreden gelen her türlü uyaranı, hiçbir sansüre tabi tutmadan, yani bozmadan, çarpıtmadan ya da ayıklamadan, olduğu gibi alabiliyorsa, o zaman yaşantılara açık bir kimsedir.
   Yaşantılara çakı insan, kendini anlamaya ve tanımaya daha yatkındır. Kendinde neler olup bittiğini fark edebilir, korku, çaresizlik, ızdırap gibi duygularını rahatça yaşayabilir. Örneğin kendini güçlü ve sağlam bir kimse olarak tanımlayan bir kimsenin hastalık belirtilerini, benlik kasarımı ile bağdaşmadığı gerekçesi ile yadsıması, yok sayması savunuculuktur. Aynı kimsenin vücudundan gelen hastalık ve yorgunluk işareti olabilecek uyarıcıların farkına varması, algılaması, yaşantılara açık oluşunun bir belirtisi sayılabilir. Sağlam kimseler de hastalanabilir, güçlü kimseler de yorulabilir. Yorgunluk ve hastalık fark edilir ve kabul edilirse çaresi bulunabilir. Aynı şekilde bir kimsenin seviyorsa sevginin, nefret ediyorsa nefretinin farkında olması, yaşantılara (duygulara) açık oluşunun, yani onları algılamaya hazır oluşunun işaretidir.
   Yaşantılara açık kişi, gerçeği görüp algılayabilir. Olanı, olduğu gibi görür, olmasını istediği gibi değil. Çevreyi, istek, ümit, beklenti, korku, kaygı, önyargı gibi duygulardan etkilenmeden, saf gözlerle inceler ve gerçeği olduğu gibi görebilir.
   Bu özelliğe sahip kimseler, insanları doğru olarak değerlendirebilmekte, sanatta, bilimde, politikada ve diğer toplumsal işlerde gerçeği daha açık olarak görebilmektedirler. Buna karşılık algının bozukluğu ise bir sağlıksızlığı
Title: Ynt: Kpss rehbelik ayrıntılı ders notu
Post by: PeRi on Ekim 25, 2009, 04:29:47 ÖS
sağolunn