Başlangıç / Ders Notları / OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE AZINLIKLARIN HUKUKÎ STATÜLERİ

OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE AZINLIKLARIN HUKUKÎ STATÜLERİ

OSMANLI DEVLETİ DÖNEMİNDE AZINLIKLARIN HUKUKÎ STATÜLERİ*
Mehmet DERİ**
Özet: Aşağıdaki makalede, Osmanlı Devleti himayesinde yüzyıllarca rahat, huzur ve barış içinde yaşayan azınlıklara verilen Kapitülasyonlar, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Kanun-i Esasi hakkında bilgi verilecektir.
Anahtar Kavramlar: Osmanlı Devleti, Azınlıklar, Kapitülasyonlar, Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Kanun-i Esasi.

1- Kapitülasyonlar
Kapitülasyon, bir devletin başka devlete karşılıklı veya karşılıksız olarak verdiği ve daha çok ticari olan imtiyazlardır.
Genel anlamda ise kapitülasyon, Osmanlı toprakları üzerinde sürekli veya geçici yaşamakta olan gayrimüslimlere verilen imtiyazlara, bunlara ilişkin izin ve hakların tümüne denilmektedir.
Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra Galata ahalisine verdiği özel haklar, ferman niteliğinde olup geri alınabilecek nitelikteydi. Gerek Fatih’in fermanı(1453) ve gerekse Kanuni’nin Fransızlara verdiği kapitülasyonlar (1536) Osmanlı Devleti’nin güçlü zamanlarında verilmişti, ancak her padişah değişikliğinde yenilenen kapitülasyonlar, 1740 yılında I. Mahmut tarafından sürekli hale getirilmiştir.
Fatih zamanında Galata ahalisine verilen imtiyazlar, daha çok din ve vicdan hürriyeti ile ilgili iken, Kanuni zamanında Fransızlara verilen imtiyazlar daha çok ticarî idi. Özellikle Fransızlara verilen bu kapitülasyonlar, daha sonraları diğer Avrupa Devletlerinin siyasî ve askerî gelişmelerin sonunda Osmanlı Devleti’nden elde ettikleri imtiyazlara başlangıç ve örnek olmuş, kapitülasyonlar özellikle devletin zayıflamasıyla birlikte, devlet aleyhine işleyen siyasî, iktisadî, ticarî, hukukî vb. alanlarda devletin çökmesinde önemli rol oynayan faktör halini almıştır.
Kapitülasyonlardan yararlanan Batılı Devletler, kapitülasyonları istedikleri gibi yorumlayarak Osmanlı toplumundaki gayrimüslimleri himaye etmişler, bu azınlıkları Osmanlı Devletine karşı kışkırtarak kendi emelleri doğrultusunda kullanmışlardır.
Gayrimüslimler, kapitülasyonların ve Batılı Devletlerin himayeci politikaları sayesinde ekonomik bakımdan oldukça iyi bir duruma gelmişlerdir. Şöyle ki: kapitülasyonlardan yararlanan Batılı Devletlerin Osmanlı vergi sisteminden muaf olduklarını bilen gayrimüslimler “himaye sistemi” ile herhangi bir Batılı Devletin himayesine girerek vergi vermekten muaf olmuşlardır. Ayrıca, Batılı bir devletin himayesini kabul eden azınlıklar, o devletin sahip olduğu diğer siyasî, ekonomik ve ticarî haklara da sahip olmuşlardır.
Gayrimüslimlerin Batılı Devletlerin himayesini kabul etmelerinin bir diğer nedeni de siyasî idi. Fransız İhtilali sonrasında yaygınlaşan milliyetçilik akımı ve millî devlet kurma fikri, azınlıkların Osmanlı Devleti’nden kopma eğilimlerini körüklemişti. Gayrimüslimlere göre Batılı Devletlerin himayesine girmek bağımsızlık yolunda atılacak ilk adımdı. Nitekim 1821 Yunan İsyanı sonrasında olduğu gibi, güçlü Batılı Devletler Osmanlı Devleti’ne baskı yapıp isyancı bir toplumun bağımsız bir devlet kurmasını sağlayabilirlerdi. Bu isyan sonrasında Batılı Devletlerin de himaye ve desteğiyle 1829’da Yunan Devleti kurulmuştur.
Kapitülasyonların getirdiği ağır yükler ve şartlar nedeniyle 9 Eylül 1914’te İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından kapitülasyonlar tek taraflı olarak kaldırılmış, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nda: “Kapitülasyonlar en ağır ve en geniş şekliyle uygulanacaktır” hükmü yer almıştır. Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra kapitülasyonların asırlar boyu aleyhimize işlediğini çok iyi bilen Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, 24 Temmuz 1923’te imzalanan Lozan Antlaşması’nın 28. maddesiyle kapitülasyonları tümüyle kaldırmıştır.

2- Tanzimat Fermanı
1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı “Gülhane Hattı Hümayunu” olarak ta bilinir. Bu ferman, İstanbul’da bütün yabancı elçilerin, devlet erkânının, ûlemanın, gayrimüslimlerin ruhanî temsilcilerinin ve halkın önünde okunmuş olup “adaletnâme” niteliği taşımaktadır.
Tanzimat Fermanı’nın ilanındaki amaç, devletin güçlenmesi, ülkenin kalkınması ve ülkede huzurun yerleşmesiydi. Sırbistan’ın özerk duruma gelmesi, Yunan isyanı ve sonrasında bağımsız bir Yunan Devleti’nin kurulması, Rusya’nın Panislavist politikası ve Balkan milletlerini tahriki, Batılı Devletlerin Osmanlı himayesindeki azınlıklara yönelik reformlar yapılması isteği ve baskıları Osmanlı devlet adamlarını en çok düşündüren olaydı. Bu nedenle tüm halkın, kanun önünde eşitliğine dayanan hukukî bir sisteme kavuşma isteği, Tanzimat devrinde en önemli ilke olarak ortaya çıkmıştır
Fermanda, adalet ve refah ilkesiyle Müslüman ve gayrimüslim bütün halk eşit tutulmuş, tebaaya ırk ve din tefrik edilmeden sağlanacak can ve mal emniyeti, iltizam usulünün kaldırılarak herkesin gelirine göre vergi vermesi, askere alma usulünde de değişiklik yapılarak her bölgeden hizmete alınanların belirli bir süre için askerlik yapması, mahkemelerin açık olması, yargılamanın açıkça yapılması, kimsenin hakkının yenmemesi, adlî ve mâlî mevzuatın Meclis-i Ahkam-ı Adliye’de, askerî mevzuatın Daru’ş-Şûra-yı Askerî’de kanunlara uyacağına dair padişahın yemin etmesi, ulema ve sülaleden de bu hususta yemin alınması, geçim sıkıntısı çeken memurların maaş vaziyetinin düzeltilmesi, rüşvet alma ve rüşvet verme gibi zararı aşikar şeylerin önüne geçilmesi gibi hususların düzenleneceği vaat ediliyordu.
Tanzimat Fermanı teorik olarak bireyin statüsünü, Osmanlı Devleti vatandaşı olmaktan kaynaklanan haklarına ve ödevlerine dayandıran ve bireyle devlet arasında yeni ve doğrudan ilişkiler kuran bir yapının oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Tanzimat Fermanı ile geleneksel yapıdan anayasal düzene geçişin adımı atılmak istenmiş, devlet içindeki ayrılıklara son verilerek huzurun sağlanmasına çalışılmışsa da, daha fazla hak istemeye alışmış azınlıklar tatmin olmamış, Batılı Devletlerinde desteğiyle ayrılıkçı faaliyetlerini devam ettirmişlerdir. Her azınlık ayrı bir devletmiş gibi hareket ederek kendi cemaatlerini hâkim duruma getirmenin mücadelesini vermişlerdir.
Tanzimat Fermanı ile birlikte bütün gayrimüslimler eşit bir hüviyete bürününce, Rumlar bundan büyük bir rahatsızlık duymuşlardır, çünkü Rumlar Tanzimat Fermanı’ndan önce devlet protokolünde diğer gayrimüslim toplumlardan daha fazla haklara sahiptiler. Ferman gereği bütün gayrimüslimler eşit tutulunca, Rumlar: “Devlet bizi Yahudilerle eşit kıldı, biz İslam’ın üstünlüğüne razıydık” diyerek tepki göstermişlerdir.
Tanzimat Fermanı sonrasında Ermeniler, büyük faydalar temin etmişlerdir. 1 Mart 1849’da İngiltere Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen bir rapora göre, Ermeniler Türklerden sürekli toprak satın alıyorlardı. Ayrıca Ermeniler ticaret, bankacılık ve imalatta Yahudileri geçerek üstün bir duruma gelmişlerdir.
Yahudiler ise ferman sonrasında ticaret, bankacılık ve imalattaki üstünlüklerini Ermenilere kaptırmışlar, imparatorluktaki önemlerini kaybetmişlerdir.
Netice itibariyle söylemek gerekir ise: Tanzimat Fermanı ile gayrimüslimlere çok geniş haklar verilmiş, verilen bu haklar Batılı Devletlerin kendi siyasî ve iktisadî çıkarlarını, azınlıklar vasıtasıyla korumalarına imkan sağladığı gibi, Batılı Devletlerin azınlık haklarını bahane ederek sık sık içişlerimize karışmalarına zemin hazırlamış, bu durum ise Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecini hızlandırmıştır.

3- Islahat Fermanı
Islahat Fermanı, Kırım Savaşı sonrasında Rusya’nın ve Batılı Devletlerin gayrimüslim tebaaya yönelik yeni hak ve hürriyetler verilmesini istemeleri sonrasında 1856 yılında ilan edilmiştir.
Fermanın ele aldığı temel konu Müslümanlarla gayrimüslimlerin eşitliğidir. Fermanın esas konusu gayrimüslimlere verilen hak ve imtiyazlardır. Buna göre:
– Müslim ve gayrimüslim bütün Osmanlı tebaası, kanun önünde eşit olacaktı.
-Patrikhanede yeni meclisler kurulacak, meclislerin aldığı kararlar Bâbıâli tarafından tasdik edildikten sonra yürürlüğe girecekti.
-Patrikler ömür boyu bu makama seçileceklerdi.
-Şehir ve kasabalarda bulunan kilise, manastır, okul ve hastane gibi yerlerin tamir veya yeniden yapılmasına izin verilecekti.
– Irk, din, dil farkı gözetilmeden mezhepler arasındaki üstünlük kaldırılacak, bir başka ifadeyle hiçbir mezhep diğerinden üstün sayılmayacaktı.
-Hiç kimse din veya mezhep değiştirmeye zorlanmayacaktı.
-Devlet hizmetine, askerlik görevine ve okullara, bütün tebaa eşit olarak kabul edilecekti.
-Hapishaneler ıslah edilecek, işkence ve angarya kaldırılacaktı.
-Hıristiyanlardan alınan haraç ve cizye kaldırılacaktı.
-İmparatorluk içinde bulunan her toplum okul açabilecekti.
– Bütün tebaanın eşit ve serbest bir şekilde ticarî ve ekonomik girişimlerde bulunması sağlanacaktı.
-Mahkemeler açık olacak, keyfî cezalar verilmeyecekti.
-Müslümanlar ile gayrimüslimler arasındaki davaları görmek üzere muhtelif mahkemeler kurulacaktı. Bu mahkemelerde isterlerse gayrimüslimlerde şahitlik yapabileceklerdi.
-Vergiler eşit alınacak, iltizam usulü kaldırılacaktı.
Hem hükümetin hem de gayrimüslimlerin istemediği “askerlik hizmeti” meselesi Hıristiyanlardan bedel ödeme karşılığı askerlik yapmamaları ile çözüme kavuşturulmuştur.
Genel olarak ferman gayrimüslim halkı ilgilendiren, onların hak ve hürriyetlerini düzenleyen, halk arasında etnik ve dinî farklılıklara dayalı muameleleri ortadan kaldıran bir belge niteliğindedir.
Islahat Fermanı ile gayrimüslimlerin sahip olduğu hakların ve imtiyazların genişletilmesi, bağımsızlık hareketleri için uygun bir zemin oluşturmuştur. Bu fermanla yeni özgürlük alanları ortaya çıkmış, gayrimüslimler kamu hizmetine girebilmeleri, askerî ve mülkî okullara kabul edilmeleri ve kendi aralarındaki uyuşmazlıkların kendi dinî otoritelerince çözüme kavuşturulabilmesi gibi yeni haklar kazanmışlardır.
Islahat Fermanıyla verilen bu haklar ve imtiyazlar, gayrimüslimler tarafından devletin de siyasî nüfûzunu ve gücünü kaybetmesiyle, Fransız İhtilali sonrasında yaygınlaşan milliyetçilik akımının etkisi ve Batılı Devletlerin müdahale ve destekleriyle kendi siyasal bağımsızlıklarını kazanmasına yönelik olarak kullanılmış, bu da devletin çöküş sürecini hızlandırmıştır.
Islahat Fermanı’nda Tanzimat Fermanı’ndan farklı olarak eğitime özel bir yer ayrılmıştır. Gayrimüslimlere kültürel bağımsızlık, okul açma hakkı, Türk okullarına giriş hakkı gibi haklar verilmiştir. Bu haklardan geniş ölçüde yararlanan gayrimüslimler, başta İstanbul olmak üzere birçok yerde özel okullar açmışlardır.
Gayrimüslimler bu hususta Batılı Devletlerin de yardım ve desteğini alarak, açtıkları okulların sayısını artırmışlar, Batılı Devletlerin emperyalist emelleri doğrultusunda hareket ederek devletin çöküş sürecini hızlandırmada aktif rol oynamışlardır.
Netice itibariyle söylemek gerekirse: Islahat Fermanı ile gayrimüslim azınlıklara çok geniş haklar verilmiş, verilen bu haklar neticesinde Batılı Devletlerin kendi siyasî ve iktisadî çıkarlarını, azınlıklar vasıtasıyla korumalarına imkan hazırlayarak Osmanlı Devleti’nin çöküş sürecini hızlandırmıştır.

4- Kanun-i Esasi
23 Aralık 1876’da yürürlüğe giren Kanun-i Esasi, bir kısım aydınların öncülüğünde hazırlanan ve II. Abdülhamit döneminde yürürlüğe giren, Osmanlı Tarihi’nde ilk yazılı anayasadır.
Kanun-i Esasi, Tanzimat ile başlayan modernleşme sürecinin olduğu kadar, o güne kadar olan hadiselerin tarihî gelişiminin de bir ürünüdür. Kanun-i Esasi’nin hazırlanmasında Batı anayasalarından da faydalanılmıştır. Kanun-i Esasi’yi doğuran siyasî ve sosyal gelişmelere “anayasa hareketi” olarakta bakmamız mümkündür. Kanun-i Esasi, aynı zamanda bir gurup aydının öncülüğünde(Genç Osmanlılar/Jön Türkler) gerçekleştirilmek istenen bir modernleşme hareketidir. Bu gurup, siyasî literatüre Osmanlı vatanseverliği, hürriyet, meşveret gibi yeni kavramları sokmuşlardır.
Anayasanın hazırlanmasındaki temel amaç, etnik ve dinî fark gözetmeksizin bütün tebaaya temsil hakkı veren bir parlamenter sistem ve hükümdarın yetkilerini ve sorumluluklarını belirleyen(bir anlamda sınırlandıran) bir anayasal sistemin kurulması idi.
Kanun-i Esasi’de azınlık haklarını kapsayan bölüm “Tebaa-i Devlet-i Osmaniye’nin Hukuk-ı Umumiyesi” başlığı altında 8. maddeden 26. maddeye kadar olan kısımdır. Bu maddeler şöyledir:
Osmanlı Devleti’nin tebaası olan tüm bireyler din ve mezhep farkı gözetilmeksizin Osmanlı sayılırlar(8). Osmanlıların tümü bireysel özgürlüklerine sahiptirler(9). Bireysel özgürlükler güvence altındadır (10). Devletin dini İslâm’dır. Ancak iç güvenliğini bozmamak, genel ahlâk kurallarını ihlâl etmemek şartıyla diğer dinlerin uygulanması ve cemaatlere verilen mezhep ayrıcalıkları da devletin koruyuculuğu altındadır(11). Basın, yasal çerçeve içinde serbesttir (12). Osmanlı bireyleri, yasalara ve yönergelere uymak şartıyla sanat ve ticaret şirketleri kurabilir (13). Osmanlı bireylerinin tek tek ya da birlikte kendilerini ya da geneli ilgilendiren konularda, yasa ve yönetmeliğe aykırı davranan memurlardan şikâyetçi olmaya, Meclise dilekçe vermeye hakları vardır(14). Eğitim serbesttir(15). Mektepler devletin denetimi altındadır(16). Osmanlı bireyleri, din ve mezhep dışında yasalar önünde eşittir(17). Devlet görevine girecek bireylerin devletin resmî dili olan Türkçe’yi bilmeleri zorunludur (18). Herkesin yeteneğine göre devlet memuriyetine girme hakkı vardır(19). Vergi, herkesten gücü oranında alınır(20). Herkes, tasarrufu altındaki mal ve mülkten emindir. Genel yararlar zorlamadıkça, parası peşin verilmedikçe kimsenin malına el konulamaz(21). Konut dokunulmazlığı vardır(22). Hiçbir kimse gitmesi gereken mahkemenin dışında bir başka mahkemede yargılanamaz(23). El koyma, parasız çalıştırma, zorla para alma yasaktır(24). İşkence ve her çeşit eziyet yasaktır(26).
Netice itibariyle söylemek gerekir ise: Kanun-i Esasi’nin ilanı sonrasında azınlıklara verilen haklar, Osmanlı Devleti’nin çöküşünü önlemeye yetmemiş, halkın sınırlıda olsa yönetime dâhil olma hakkı, meclisin feshedilmesiyle birlikte askıya alınmıştır.
Buraya kadar olan dönemde Osmanlı Devleti’nin aldığı tedbirleri değerlendirecek olursak: Batılı Devletlerin de baskılarıyla azınlıklar için yapılan bu düzenlemeler, devletin çöküşünü önlemeye yetmediği gibi, Batılı Devletler sık sık azınlık haklarını bahane ederek içişlerimize karışmışlar, bu durum ise devletin çöküşünü hızlandırmıştır.

* Bu makale, Niğde Üniversitesi SBE. İlköğretim ABD. Sosyal Bilgiler Öğretimi Bilim Dalı’nda akademik jüri tarafından kabul edilmiş Yüksek Lisans Tezi’nin bir kesitidir.
**Bilim Uzmanı, Araştırmacı-Yazar mehmet.deri@gmail.com

Hakkında Veli Kuzu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.